1905 yılına ait Osmanlıca bir gazetede rastladığım Paris’te hırsızlık-dilencilik ile geçinip büyük servet kazanan bir kadının hikayesinin çevirisini yayınlıyorum. Kadını sıradan bir dilenci-hırsızdan ayıran ise zekice kurgulayıp uygulamaya koyduğu planlar. Öyle ki bu konuda hiç bir kötü işten çekinmemiş sonucunda ise büyük bir servete sahip olduğu sıralarda polis tarafından yakalanıp tutuklanmış.

İyi okumalar dilerim.

Avrupada son moda dilencilik ve yan kesicilik

Geçenlerde Parisde sirkat ve dilencilikle te’min-i medar-ı maîşet iden bir kadın derdest olunmuşdur. Zabıtaca bu kadın hakkında icra kılınan tahkikat neticesinde elli bin Frank kadar servete malik olduğu anlaşılmış ve bu parayı nasıl kazanabildiği hakkında tedkikata girişilmişdir. Kadının zengin olmak içün bulduğu çareler pek hayret vericidir. Tercüme haline ve sanatına dair Paris gazeteleri pek garib malumat veriyorlar:

(Semili) isminde olan ve elyevm otuz yaşlarında bulunan bu kadın Parisde bulvar (Dö zitalyan)da dilencilik iden yaşlı bir … kızı imiş. Validesinin kim olduğunu kendi de bilmiyor imiş. Kız pek küçük iken dilenciliğe başlamış, bu mezmûm san’atı icra itmek hususunda çekirdekden yetişmiş. Henüz üç yaşlarında iken pederinin teşvik ve ta’lîmi ile gelüb geçenlere el açar ve bir lisan-ı masumane ile manzûmeler okuyarak celb-i merhamet ider, para toplarmış. İşine o zemandanberi dilencilikle geçinmiş fakat kazandığı parayı daima pederi elinden alır imiş. Sini on beşi bulduğu sırada ..nın vefatı üzerine yalnız kalmış ve kendisine erbab-ı hayır tarafından bir işe girmesi tavsiye olunmuş isede kız buna ehemmiyet virmeyerek kendisince bir adet saniye hükmüne giren dilencilikden vaz geçmemiş. (Semili) kendisiyle mülakat iden gazete muhabirlerinden birine yirmi beş yaşında kendimi topladım. Aklım başıma geli. Münasib bir zevc bulmak ve mes’ud yaşamak içün para kazanmak lüzumunu his itdim. Zeka ve maharetden istifade itmek istedim. Her halde para kazanmak içün bir fikr-i icadkarane lazım idi. Hiç görülmemiş, işidilmemiş bir şey bulmadıkca kolay kolay zengin olmak ihtimali yokdu. Mamafih benim elimden ancak dilencilik gelirdi. Başka bir şeyde maharetim yokdu. Bu san’ata(!) göre bir şey ihtirânı düşündüm. Olanca kuvvet ve metanetimi sarf itdim. Bulduğum çareler pek iyi neticeler hasıl itdi. İkametgahım dilencilere mahsus bir mahalle idi. Orada akıl ve dirayetim ve san’atımdaki maharetimle tanınmış idim. Hepsinin bana itimadı vardı. Bu teveccühden istifade itmek istedim. Dilencilerden pek çoklarına müracaatla üçden beş yaşına kadar olan çocuklarını gündelikle yanıma almağa karar virdim. Onları dilencilik ve bunun refik-i daimesi olan hırsızlığa alışdırmağı düşündüm. Fikrimce zengin olmak içün bu iki tedbire müracaatdan başka çare yokdu. Çocukları pek iyi talime muvaffak oluyordum. İstediğim şeyleri öğretdikden sonra her gün birini yanıma alarak sokağa çıkıyordum. Eğer hırsızlık idecek isek bunun içün hazırlanıyorduk. Olabilen pek güzel giyiniyordum. Mahir bir terziye yapdırdığım ağır elbise, gayet müzeyyen … sahte elmaslar, iyi bir kürk taklidi pelerin ile kendime zengin bir tacirin zevcesi süsünü viriyordum. Sonra çocuğada pek şık bir elbise giydiriyordum. Çocuğun elinde daima inci oyuncaklarla mali bir zarif çanta bulunuyordu. Birlikde en büyük mağazaları ziyaret idiyor idik. Bu mağaza ziyaretlerinin eyyâm-ı mahsusunu gazetelerden öğreniyor idik. Hangisinde … tenzil fiyat, likidasyon varsa hangi mağazaların ziyareti moda ise onlara gidiyor idik. Ben bir çok eşya – daima yükde hafif kıymetce ağır ve cismen küçük olanları – çıkartıyor ve … çalışıyordum. Bu esnada yanımdaki çocuk kendi â’leminde oynuyor gibi görünüyor ve pek riyakarane bir tavır takınıyordu ki onun etvâr-ı masumanesinden hiç kimse şübhe itmiyordu. Halbuki bu esnada işaretime muntazır idi. Çalınacak eşyayı ben ona gözümün ucuyla gösteriyordum. O etrafındakilere hiç his itdirmeden çantasının içine atıyordu. Yüzde yüz bunu mağaza müstahdemîni fark idemiyordu.

Hilaf-ı kaide olarak görülmüş isede müessif bir netice hasıl itmiyordu. Çünkü ben son derece telaş ile çocuğu tekdîr ve tevbih idiyordum. Bazen kulağını bile çekerek ağlatıyor ve nasihatler viriyordum. Mağaza müstahdemini – hiç şübhe itmiyerek çocuğu himayeye kalkışıyorlar ve “Ne bilsin zavallı çocuk daha pek küçük. Bunu da oyuncak zan itdi. Mazur kusuruna bakmayınız madam” diyorlardı. İşte şu tasvir itdiğim usul sayesinde neler aşırdık neler? … madam ki ele geçdim. Her cürmümü i’tiraf ideceğim. Dört sene zarfında – zan idiyorum ki- bin beş yüz kadar dilenci çocuğuna yan kesiciliği ve hırsızlığı talime muvaffak oldum. İş o hale geldi ki dilenciler benden çocukları içün yevmiye aldıkları gibi bilakis onları yanıma almak içün yalvarıyorlardı. İşte usulün biri bu. Dilenciliğe gelince bunun içünde yeni bir tedbir keşf itmiş idim. Emin olunuz ki dilencilik, yan kesicilik ve hırsızlık içünde gazete mütaalası lazımdır. Yalnız ben bundan nasıl istifade itmiş idim. … mahsus salon gazeteleri zengin aileler arasındaki tevellüdatı neşr iderler. Ben bunların birinde zengin bir banker veya tacirin çocuğu -hususiyle ilk çocuğu- dünyaya geldiğini okuyunca henüz valide olan zengin kadının şefkat maderanesinden istifadeye … iderim. Hemen dilenciler arasında yeni doğmuş bir çocuk bularak bunu paçavralardan ibaret bir kundak içine kor. Odamdaki eşyayı harice çıkarır. Camın birini bililtizâm kırar. Yırtık pırtık bir elbisede giyerek pejmurde bir yatağa uzanır. Çocuğu da yanıma alırdım. Kendime şu suretle bir fakir lahusa süsünü virdikden sonra zengin valideye şu mailde bir mektub gönderir idim: “Madam, bir melek gibi güzel, mini minicik bir yavruya malik olduğunuzdan dolayı bahtiyarsınız. Ah kim bilir şimdi çocuğunuzu müsterih, beşûş ve herşeye malik olmakdan mütevellid bir saadet içinde gördükce ne kadar seviniyorsunuz. Eminimki bu kıymetli yavrunuz süslü bir beşikde, kuş tüyünden bir yatak içinde uzanmış bulunuyor. Halbuki zavallı benim.. Henüz dünyaya gelen bedbaht çocuğum.. Pılı pırtı içinde.. Soğuk bir odada talan ve küryan bir halde. Çünkü ben fakir, bikes, ekmeksiz kalmış, iğfal idilmiş bir zavallı kadınım. Kendimin hayatını düşünüyorum.. Fakat yavrucağımı kurtarmak isterim. Ben de bir valideyim madam. Eğer südcü bana yirmi gün veresiye süd verseydi bilki nefsimi bu kadar pâmâl tahkîr iderek dilenmeyecek idim. Fakat ne yapayım? Ciğerparemin hayatını kurtarmak içün el açmağa ve sizin gibi saf, merhametli, henüz evladı malikiyet bahtiyarlığına nail olmuş, alicenab bir validenin re’fet ve mürüvvetine … itmeğe mecburum. Bu acı günleri geçirmek, çalışabilecek bir hale gelebilmek ve evladımı pençe-i mevtden kurtarmak içün bana lütuf idiniz, merhamet idiniz. Mahall-i ikametim şudur…”

Mektubda odamın adresini de ilave idiyordum. Bu teşebbüsüm yüzde yüz bir semere-i hasıl idiyordu. Bir kaç saat sonra biri geliyor. Halimi görüyor ve en nazik bir tavır ile yasdığımın altına bir kaç yüz Franklık bir kaime bırakdıkdan sonra gidiyordu ve işte mürüvvet ve merhamet-i umumiyeden şu suretle istifade beni zengin idiyordu.”
Kadının şu sözlerini işidir iken gazete muhabiri nefretden tüyleri ürperdiğini ilave idiyor ve bu cani alçak kadının hapishanelerde sürünmesi bile en hafif bir ceza olacağını söylüyor.

Sözlük:
Sirkat: Hırsızlık
Temin-i medar-ı maişet: Geçimini vasıtasıyla sağlamak
Derdest: Yakalamak
Tahkikat: Araştırma
Malik: Sahip
Elyevm: Bugün
Mezmum: Kötülenmiş, ayıplanmış.
Manzume: Şiir
Sini: Yaşı
Etvar-ı masumane: Masum tavırlar
Muntazır: Bekleyen
Müstahdemin: Çalışanlar, görevliler
Müessif: Üzücü
Tekdir: Azarlama
Tevbih: Azarlama
Tevellüdat: Doğumlar
Beşuş: Güleç
Mütevellid: Doğan, ileri gelen
Bikes: Kimsesiz
Pamal: Ezilmek, çiğnenmek
Pençe-i mevt: Ölümün pençesi
Semere-i hasıl: Ortaya çıkan ürünleri

Not: Kaynak gösterilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.

Paris-dilencilik1
Paris-dilencilik2
Paris-dilencilik3
Paris-dilencilik4
Paris-dilencilik5

Henüz oylanmadı.

Lütfen oyunuzu paylaşın

Posted by:Ömer Can Talu

Marmara University, Department of Journalism// Journalist, Photographer, Web Designer // http://Anahtar.tv [email protected] http://instagram.com/omercantalu

Bir Cevap Yazın