14 Mart 2014 tarihinde Anahtar.tv internet sitesinde yayınlanmak üzere Emekli Albay Necabettin Ergenekon ile “Süleyman Şah türbesinin 1973 yılında taşınması” üzerine bir mülakat yaptım. Necabettin komutan, 1973’te Suriye heyetiyle görüşmelere katılan Türk heyetinde yer almış. Yaptığım bu mülakatta çok önemli bir noktaya değindi:
 
“Türk Heyeti’nin başındaki kişinin oraya gidildiğinde Süleyman Şah felsefesine göre konuşacaksınız dediğini söyleyen Ergenekon, “Nedir bu felsefe diye düşündüm bulamadım. O yüzden bana yakın olarak o dönem Diyanet İşleri Başkanı vardı Tayyar Altıkulaç. Ona sordum bu felsefe nedir diye. O da ben bilmiyorum dedi. Herkese sorduk fakat herkesin cevabı aynı. Başımızdaki kişiye sordum. O sadece olayı anlattı. Anladım ki o da Süleyman Şah felsefesini bilmiyor.”
 
Süleyman Şah felsefesi ilk kez bu röportajda bahsedilen bir kavramdı.
 
Daha sonraki günlerde Süleyman Şah türbesine yönelik IŞİD saldırısı ihtimali konuşulmaya başlayınca doğal olarak mülakatın önemi arttı. İlk olarak Murat Bardakçı 28 Mart 2014’te yayınladığı “1973’teki Süleyman Şah bilmecesi” isimli yazısında “Süleyman Şah felsefesi” olayından bahsetti ve röportajımdan aldığı kısımları kullandı. Ancak bir farkla, kaynak belirtmemişti. Sadece “Albay Necabettin Ergenekon, seneler sonra verdiği bir mülâkatta yaşanan hoş bir tuhaflıktan bahsedecekti” diyerek mülakat olduğunu söylemiş.
 
Murat Bardakçı’nın mülakattan aldığı kısım:
 
“Mezara yeni bir yer belirlenmesi maksadıyla Şam’a gönderilen Türk heyetinde bulunan Albay Necabettin Ergenekon, seneler sonra verdiği bir mülâkatta yaşanan hoş bir tuhaflıktan bahsedecekti:
Suriye’ye giden heyete “Süleyman Şah Felsefesi’ne göre hareket edilmesi” talimatı verilmişti ama bu “felsefe”nin ne olduğunu kimseler bilmiyordu; hattâ Diyanet’e de sorulmuş ve “Biz de bilmiyoruz!” cevabı alınmıştı…
Türk tarafı, felsefenin “görüşmelerde sertlik yanlısı bir izlenim yaratmak” demek olabileceğini düşünmüş, Suriyeli yetkililere bu şekilde hitap edilmiş, askerler “Caber Kalesi’nin bizim için İstanbul, Kars ve Ardahan’dan bir farkı yoktur” deyince Suriyeliler türbe için iki farklı yer göstermişler ve şimdiki mekân böyle belirlenmişti.”
(Murat Bardakçı, 1973’teki Süleyman Şah bilmecesi, 28 Mart 2014, http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/933751-1973teki-suleyman-sah-bilmecesi )
 
Aradan aylar geçmesine rağmen Süleyman Şah türbesi tartışması hala bitmemişti. En sonunda Yılmaz Özdil beyefendi de konuyla alakalı bir yazı yazmaya karar vermiş ve mülakatımdan aldığı kısımları kendi üslubuyla kullanmış. 12 Ekim 2014 tarihinde yayınladığı “Süleyman Şah Türbesi” isimli bahsi geçen yazıda kaynak belirtmiş mi? Hayır.
 
Bakın Yılmaz bey ne diyor yazısında:
 
“Bugünkü yerini nasıl tespit ettik derseniz… Bir albay kafasına göre tespit etti!
Türbeyi taşıması için Türkiye’den gönderilen heyette, İçişleri bakanlığımızı albay Necabettin Ergenekon temsil ediyordu. Küçük bi pürüz vardı… Suriye’ye giderken yanlarına Ankara Anlaşması’nı almamışlardı. Nasıl olsa Şam Büyükelçiliği’nde vardır diye düşünmüşlerdi. Gel gör ki, anlaşma metni Büyükelçilik’te de yoktu iyi mi… Ankara Anlaşması türbenin iki ülke arasındaki hukuki durumunu belirliyordu. E neye göre karar vereceklerdi? Suriyeliler “siz sıkmayın canınızı” dedi, üç farklı yer gösterdi. Albay Necabettin Ergenekon seneler sonra verdiği röportajında şöyle anlatacaktı: “Bunlardan birini seçin dediler, hakikaten çok güzel manzaralı bir yer seçtik, olay böylece kapandı.”
(Yılmaz Özdil, Süleyman Şah Türbesi, 12 Ekim 2014, http://www.sozcu.com.tr/2014/yazarlar/yilmaz-ozdil/suleyman-sah-turbesi-620154/ )
 
Aradan yine aylar geçti ve hala konu gündemdeydi. Bunun üzerine Saman Gazetesi, pardon, Zaman Gazetesi, yaptığım mülakatı kullanmamak için Necabettin komutanın kapısını çalıp bir mülakatta biz yapalım demiş ve yapmışlar. Üstüne üstlük “Süleyman Şah Türbesi’ni 1973’te taşıyan komutan konuştu”! diyerek sanki Necabettin komutan bu konuda ilk mülakatını vermiş, büyük bombayı da Saman Gazetesi patlatmış gibi bu başlıkla yayınlamışlar. Buyrun efendim gazetecilik etiği diye okullarda boş yere okutulan dersin şerefine bunun da adresini vereyim:
 
http://www.zaman.com.tr/gundem_suleyman-sah-turbesini-1973te-tasiyan-komutan-konustu_2279766.html
 
Hemen her hafta sonu yaptığım gibi yine bir hafta sonu kitapçıda dolaşırken gözüme Erhan Afyoncu hoca tarafından yeni çıkarılan “Süleyman Şah Türbesi” isimli kitap çarptı. Elime alıp incelemeye başladım ve bilin bakalım neyle karşılaştım? O da Murat Bardakçı’nın mülakatımdan alarak kullandığı kısmı Murat Bardakçı’nın yazısından alarak kullanmış ve onun yazısını kaynak göstermiş. İçimden, “hadi o yazı çalakalem gazetede yayınlanmış bir yazı ve o yüzden kaynak gösterilmemiş. Bari sen yapma Erhan hocam!” diye geçirdim. Ama yapacak bir şey yok. Buyrun Erhan hocanın kitabında kullandığı kısmın fotoğrafını da ekliyorum:
 
Erhan Afyoncu Suleyman Sah Turbesi
 
Mülakatı kaynak vermeden kullanan diğerleri:
http://www.bugun.com.tr/gundem/1973te-nasil-tasinmisti-haberi/1507033
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/239657.aspx
http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?id=18591

Süleyman Şah türbesinin tarihi


 
Mülakatımın tamamının yayınlandığı internet siteleri:

Süleyman Şah Türbesi!

Süleyman Şah Türbesi!


http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=3066
 
Gazetecilik yapmaya başladığım şu 3-4 yılda ilk kez bir mülakatım kaynak verilmeden bu kadar hoyratça kullanıldı. Kim bilir belki ilerleyen zamanlarda aynı durumu defalarca yaşayacağım ve Gazeteci arkadaşlarım da yaşayacak. Bu konu üzerinde Üniversitede gördüğüm “Gazetecilik Etiği” dersi aklıma geldi. Yıllardır aynı dersleri boş yere verip öğrencilerin boş yere zaman kaybetmesine sebebiyet verilmiş.
 
Bu sadece benim yaşadığım bir olay. Kim bilir her gün kaç gazetecinin, kaç yazarın, kaç hocanın eserleri, emekleri bu şekilde kaynak vermeden kullanılıyor.
 
O yüzden geçiniz efendim bu “ETİK” değerleri.
 
Ömer Can Talu
17.06.2015

Bardakci, Suleyman Sah Felsefesi
Ozdil, Suleyman Sah Turbesi

Henüz oylanmadı.

Lütfen oyunuzu paylaşın