Ömer Can Talu

Bir Gazetecinin Günlüğü

Konut Sektörü ve Asgari Ücret

İnsanoğlunun en temel ihtiyaçları arasında yeme-içmeden sonra “barınma ihtiyacı” gelir. Yüzyıllar boyunca yeme-içme ihtiyacını bile avlanarak karşılamış olan insanoğlu, tepesinde her zaman bir çatı istemiş olacak ki ev ve çadır kurmayı henüz bilmiyorken mağaralara sığınmış, oraları kendisine geçici de olsa mesken edinmiştir. Bu bakımdan diyebiliriz ki barınma ihtiyacı belki de yeme-içme kadar önemlidir insanlar için.

Günümüze değin bu konuda birçok gelişme olmuş, insanoğlu önce mağara, çadır derken sabit evler kurmaya başlamış ve en nihayetinde çok katlı yapılar oluşturmaya başlamıştır.

Şimdilerde çok lüks, gökdelenler, villalar almış başını gidiyor. Özellikle ülkemizde inşaat ve konut sektörü oldukça büyümüş hatta yurtdışında birçok ülkede bu sektörün lideri konumuna gelmişlerdir. Burada öyle bir büyümeden bahsediyoruz ki, ihtiyaç fazlası konut sayısı git gide artmakta, yatırımlık konutlar yüzbinlerle ifade edilmektedir.

Bu kısma kadar anlattığımız şeyler çok güzel. Lakin şimdi geleceğimiz durum işlerin bu kadar da güllük gülistanlık olmadığını bizlere gösterecek. Yeni bir şey söyleme derdinde değilim, lakin hepimizin bildiği problemlere yazımda daha ilginç bir yönden değinme ihtiyacını hissediyorum.

Şu sıralar bazı ihtiyaç ve işlerimden dolayı inşaat firmalarıyla ve emlakçılarla sıkça görüşme fırsatım oluyor. Yaptıkları işe saygı duyuyorum. Neticede insanların en temel ihtiyacı olan barınma ihtiyacını gidermek için çalışıyorlar. Diğer şehirlerde de durumun benzer bir hal aldığını bilsem de bu yazımda görüşüp bilgi alışverişinde bulunduğum insanların İstanbul’da olmasından ötürü sadece İstanbul’a özel konuşacağım. İstanbul’da konut fazlası diğer şehirlere göre oldukça fazla. Buradan hareketle şunu düşünebilirsiniz, “fazla olması iyi bir şey değil mi?” Evet, normal şartlarda iyi bir şey. Neticede çok basit bir hesapla ne kadar konut sayısı o kadar düşük fiyatlar diye düşünebiliriz. Fakat durum burada ilginç bir şekilde tam tersi hal alıyor.

Şöyle ki, her geçen gün konut sayısının arttığı İstanbul’da aynı zamanda konuk fiyatları ikiye ve hatta üçe katlanıyor. Görüştüğüm birçok emlakçı ve inşaat firmasından aynı şikayetleri alıyorum: “Konut satamıyoruz!” Peki satamıyorsanız fiyatlar neden bu derece yüksek diye sorduğumda ise hepimizin bildiği fakat bahsetmek istemediğim bir sebebi söylüyorlar.

Bu sebebin her ne kadar etkili olduğunu düşünsem de aynı zamanda kolaycılığa kaçmak olduğunu zannediyorum. Zira sektör öylesine şişkin bir hal aldı ki şimdi bunu sizlere basit bir hesaplamayla göstereceğim.

Şuan görüştüğüm emlakçılardan ve kendi araştırmalarımdan görüyorum ki İstanbul’un merkeze uzak semtlerinde dahi içerisinde oturulabilecek tarzda 2+1 ve 3+1 dairelerin satış fiyatları ortalama 300 Bin TL. Ben bunu daha da düşürerek 250 Bin TL olarak hesaplamaya katacağım. Yine kişisel araştırmalarım ve görüştüğüm emlakçılardan öğrendiğime göre aynı standarttaki dairelerin 2002-2003 senelerindeki satış fiyatları 15 Bin TL ile 25 Bin TL civarında. Ben bunun da ortalamasını alarak 20 Bin TL olarak hesaba katacağım.

Şimdi buraya dikkat! Çünkü işler çok ilginçleşecek.

2002 yılındaki asgari ücret: 306 Milyon yani 306 TL. (Ama biz 300 TL olarak hesaba katalım.)
2016 yılı asgari ücret: 1300 TL

Bu rakamlarla hemen çok basit bir hesap yapacağız ve 2002 yılında satılan standart bir evin kaç aylık asgari ücrete denk geldiğiyle 2016 yılında satılan standart bir evin kaç aylık asgari ücrete denk geldiğini göreceğiz.

20 Bin TL(2002 Yılı standart ev satış fiyatı) ÷ 300 TL(2002 yılı asgari ücret) = 66,6
Yani 2002 yılında satılan standart bir ev 66 aylık(5,5 yıllık) asgari ücrete denk geliyor.
Şimdi 2016 yılına bakalım:
250 Bin TL(2016 Yılı standart ev satış fiyatı) ÷ 1300 TL(2016 yılı asgari ücret) = 192,30
Yani 2016 yılında satılan standart bir ev 192 aylık(16 yıllık) asgari ücrete denk geliyor.

İşler ilginçleşecek demiştik. Buyrun işte dönemin şartlarına göre çok basit bir matematik hesaplamayla bile gözler önüne serilebilen tablo budur.

Şimdi sormak istediğim soru şu, 2002 yılında 66 ayda alınabilen daire, 2016 yılında neden ancak 192 ayda alınabiliyor? Asgari ücretin alım gücü mü azaldı yoksa konut sektörü mü denetimsizlikten dolayı gereksiz ve açgözlü şekilde şişirildi?

Tabi bunlar satış fiyatları, kiralardan hiç bahsetmedim bile!

Şuan İstanbul’un merkezine uzak semtlerde içinde oturulabilecek standart dairelerin kiraları 900-1000 TL civarı. Bir asgari ücretli acaba aylık 300-400 TL ile geçinebilir mi? Bunu açgözlü, şımarık, kör vicdanlara değil, temiz yüreklere seslenerek söylüyorum.

Devlet büyüklerimizin, özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu konuya bir çözüm bulmalarını umuyorum. Zira çözüm bulunmazsa ağır sanayisi olmayan bir ülkenin övündüğü, gurur duyduğu tek sektör olan inşaat-konut sektörü satış yapamadığından dolayı küçük bir krizden bile ağır şekilde etkilenecektir.

Unutulmamalı, ekonominin en temel gerçeği alışveriştir. Alışveriş olmazsa ekonomi de olmaz.

Bir de Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatinden bir cümle paylaşarak yazımı tamamlayayım:
“Şunu da unutma oğul; insanı yaşat ki, devlet yaşasın!”

Ömer Can Talu
30.10.2016

5/5 (1)

Lütfen oyunuzu paylaşın

« »

© 2017 Ömer Can Talu. Theme by OCT.

%d blogcu bunu beğendi: